Arena dergisine cesur pozlar veren Tuba Ünsal, "İlişkinin en sevdiğim dönemi ilk üç ayı" diyor.
Bu yaz Amerika'ya gitmeyi planlayan Ünsal, "Ünlülerin birbiriyle ilişkisi zor olabilir. İşin içine kariyerinizi yönlendirenler ve iki tarafın da çıkarları giriyor. Sevgilinizi bu işlerle hiç ilgisi olmayan bir sektörden seçmeniz daha mantıklı" dedi.
Tuba Ünsal bir Hollywood yıldızı gibi. 16 yaşında İzmir’den gelip hayallerini gerçekleştirmeye çalışan ve yaptığı işler kadar birlikte olduğu isimlerle de ilgi odağı olan oyuncu o kadar yoğun ki akşam katılacağı televizyon programı için söyleşimiz sırasında saçını yaptırmasının mümkün olup olmadığını soruyor.
Ünsal’ın şu sıralar gösterimde iki filmi var: Gürgen Öz ve Sarp Apak’la başrolleri paylaştığı "Plajda" ve Hayko Cepkin ve Ege Tanman’la birlikte oynadığı "Çocuk"... İki filmin birbirinden nispeten farklı olduğunu söylediğimizde "Farklı roller oynamaya çalışıyorum elimden geldiğince. ’Çocuk’ bambaşka bir kesime hitap edecek. ’Plajda’da oynadığım karakter daha saf, kırılgan, azimli, başarılı. Orijinalini ’Some Like It Hot’ta Marilyn Monroe canlandırmıştı. Benimki daha nahif, daha kırılgan" diyor. Ama efsane yıldızla paralelliklerin bu kadarla kaldığı görüşünde... 
Kendisine "yeni Marilyn Monroe" demenin yanlış olacağını söylüyor, "Onun kariyerinde var olduğu noktayla benimki örtüşmüyor. O biraz daha fiziksel güzelliğiyle, sonradan yeteneğiyle bahsettirmiş adından. Çok beğenirim ama... İdoldür, ekoldür" diye de ekliyor.
Yakın zamanda verdiği bir röportajda söylediği "Türk sinemasına iki göğsüm de feda olsun" cümlesinden bahis açtığımızda, sözlerinin değiştirildiğini söylüyor: "Çıplaklıkla ilgili sinemada belli kanunlarınız var mı diye soruldu. ’İşime saygılı bir insanım, ne gerektiriyorsa onu yaparım’ dedim. Bunu söylediğim zaman röportajı yapan kişi ’Siz bir filmde çırılçıplak soyunursanız, herhalde Türk sineması bugüne kadar kırmadığı gişe rekorunu kırar’ diye devam etti. Ben de ’Böyle bir şeyden dolayı Türk sineması rekor kıracaksa, vallaha feda olsun’ dedim gülerek... Ama orada ne göğsümden bahsettim, ne bir tarafımdan... O tamamı ile sanatta gelinebilecek çıplaklık noktası üzerine tartışırken çıkmış cümlelerdi.
Mesleğimi seviyorum ve yapabileceğim her türlü fedakarlığı yapıyorum. Uykusuz kalıyorum, aileme daha az zaman ayırıyorum, kendimi gelebileceğim en iyi noktaya getirebilmek için yurtdışında araştırmalar yapıyorum. Çıplaklık işin magazinel boyutu aslında."


En sevdiğim süreç ilişkinin ilk 3 ayı
Bir ilişkide kendisini en heyecanlandıran şey sorusuna Tuba Ünsal şöyle yanıt veriyor: "İlişkinin ilk
aşaması. Çünkü birbirini tanımaya çalışıyorsun. Nelere tepki gösterirsin, ne yaparsın, kimsin sen? 25 yıl farklı ortamlarda büyümüş iki insanı bir anda bir evin içine koyuyorsun. Kimyasal deney gibi. O insanların birbirlerine alışma süreci. En sevdiğim süreç bu, ilişkinin ilk üç ayı."
Peki intikamcı bir kadın mı? Ona da yanıt hazır: "Yok intikamcı değilim. Unuturum, kinci de değilimdir. İlişkide erkeğe vereceğim en büyük ceza, onun hayatından çıkmak olur. Hayatı boyunca beni görmesine, duymasına, benimle konuşmasına izin vermem."
HÜRRİYET